Download Free FREE High-quality Joomla! Designs • Premium Joomla 3 Templates BIGtheme.net
ev / Dil / sekel dil ve yazi tarihi

sekel dil ve yazi tarihi

Ev / Genel / Sekel Dil ve Yazı Tarihi

Sekel Dil ve Yazı Tarihi

Tarih bilimi ile alakalı günümüzde birçok belge arşiv gerek siyasi gerek ise ideolojik nedenlerden dolayı gizlenmekte, arşivler genelde tarihin içerisinden ideolojik çıkar sağlacak olan sistemin memurlarına açılıp, konular ise sistemin başına atanan siyasi kişiler tarafından menfaat sağlamak için verilen başlıklarla sınırlıdır.

Türk tarihi ile alakalı erken dönem arşiv araştırmaları yaparken, uzaklarda yaşayan ama kalbimizin bir attığına inandığım ‘’Sekel’’ kardeşlerimle alakalı, ‘’Sekel yazı dili’’ ile alakalı, rahmetli Hüseyin Namık ORKUN imzalı bir çalışma elime geçti ve her satırı bilgi kaynağı olan bu 10 sayfalık araştırma makalenin, Macaristan da yaşayan dilini ve kültürünü araştırıp merak eden kardeşlerime faydası olacağını düşünerek, belki bir tekrar, belki de makalenin bazı kesimlerinin ilk olacağını düşünerek belge-çalışmadan yazıya dökerek, kısacası bilgileri ısıtarak aç olan tüm Türk dünyası hafızalarına kaynak olarak tekrardan sunuyorum.

Araştırma 1940 yılında, İstanbul Alaeddin Kıral Basımevi tarafından, Hüseyin Namık ORKUN’imzalı ‘’Eski Türk Yazıtları’’ isimli kitabındandır. Rahmetli bilim adamı Hüseyin Namık ORKUN, Budapeşte Üniversitesi Felsefe bölümü öğretim üyesi dünyaca ünlü Türkolog, Gyula Nemeth’in öğrencisi olmuş, Türk dünyasına ilmi birçok eser bırakmıştır. 1902 doğumlu olan rahmetli Hüseyin Namık ORKUN 23 Mart 1956 da vefat etmiştir. Mezarı Ankara’dadır.

Sekel yazı ve dili hakkında bilgileri barındıran araştırma makaleyi, sayın okuyuculara sunuyorum.

Eski Osmanlı tarihlerinde Erdel adı ile anılan Transilvanyada bugün dahi Sekel adında bir kavim yaşamaktadır ki bunlar 13’üncü yüzyıldan itibaren Macar tarihlerinde zikredilmeye başlanmış olup bu çağlarda Macarlara bağlı olarak bulunmakta ve Macar ülkesi içinde  yarım müstakil olarak yani ayrı bir teşkilat ile idare edilmekte idi.

Sekeller arasındaki geleneklere göre Sekeller, Attila Hunlarının bakiyesidirler. Bu geleneğe uzun zaman tarihi bir hakikat olarak bakılmış, hatta bunun aksini iddia etmek cesaretini gösterememişlerdi. En nihayet 18 inci asırda Fasching Ferencz ve Timon Samuel bu eski geleneğin aksini iddia etmişler, Sekellerin Macar kralları tarafından hudut muhafızı olarak Erdel’e yerleştirilmiş bir Macar boyu olduğunu ileri sürmüşlerdi.

İşte bu çağdan sonra birçok ilim adamları bu mesele ile uğraşmış, bu kavmi Yas, Kuman, Peçenek, Avar, Esegel-Bulgar, Kabar ve Macar aslından göstermişler, bir kısım alimler de bunların en eski çağlardan beri buralarda yerleşmiş müstakil bir kavim olduğunu ileri sürmüşlerdir. [1]

Bütün bu birbirini ters açıklamalardan sonra, bugün Macar alimleri bu kavmin Avar Türklerinin bakiyesi olduğunu kabul etmektedirler.[2]

Sekel kavim adının aslı hakkında evvelce bu ismin Macarca olduğu ve Macarca da kelime ‘’Hudut Muhafızı’’ manasında kullanıldığı ileri sürülmüş ise de bugün Thury Jozsef’in izahı kabul edilmiştir: Thury ye göre bu kelime Çağatay lugatındaki ‘’sigil’’ kelimesinin aynısındır.

Şeyh Süleyman bu kelimeyi necib, soylu, nesli pak olan diye tercüme etmektedir.[3]

İşte bu Avar Türklerinin bakiyesi olan ve bugün Transilvanya da oturan Sekellerin kendilerine ait yazıları olup bu yazılarla bıraktıkları eserlerde vardır. Fakat Sekeller tarih yüzüne çıktıkları zamandan beri Macar dilini almış olduklarından bıraktıkları eserlerin dili de tabii Macarcadır. Bu sebeptendir ki Macarlar bu Sekel yazısını kendilerine mal ederek buna Macar yazısı adını vermektedirler. Halbuki aşağıda araştırmalarda izah edeceğimiz şekli ile bütün eski tarihi kaynaklar bu yazının Sekeler tarafından kullanıldığını çok açık bir surette kaydettikleri gibi, Macar topraklarında bu yazı ile yazılmış bir tek eser dahi bulunamamıştır. Bulunan bütün eserler hep Sekeller arasında yani Transilvanyadadır.

Sekel yazıları hakkında bilgi veren eserleri araştırırsak şu bilgiler ortaya çıkar: Sekellerin yazısından ilk defa olarak bahseden Simon Keza’nın kronikasıdır. 1282-85 yıllarına ait olan bu eserde şu bilgileri bulmaktayız. ‘’ Hunlardan daha üç bin adam kalmıştı ki bunlar Krumheld harbinden kaçarak kurtulmuşlar, batı kavimlerinden korktuklarından Arpad zamanına kadar Çıgla ovasında kalmışlar ve burada kendilerine Hun değil Sekel adını vermişlerdir. Bu Sekeller Hunların bakiyesidir. O zaman bunlar Macarların Pannoniaya ikinci defa geri geldiğini öğrendiler, bu geri dönenleri Ruthenia hududunda karşıladılar ve birlikte Pannonia’yı istila ettiler. Bundan pay aldılar; fakat Pannonia düzlüğünde değil Ulahlarla birlikte hudutlardaki dağlar arasında kaldılar. Söylendiğine göre burada Ulahlarla birleştikleri için bunların harflerini kullanırlar…’’ [4]

1358 senesine ait olan Viyana resimli kronikasında Simon  Keza’nın verdiği bu malumat hemen aynen tekrarlanmaktadır. Bu kaynaklarda verilen bilgi, yazıyı Sekellerin Ulahlardan aldığına dair olan kısımlar hakikate uymadığı için dikkate alınmamalıdır. Bütün bu verilen açıklamalar ile yalnız şurasını anlamak gerektir ki Sekellerin kendilerine mahsus yazıları vardır.[5]

O zamana kadar literatürde mühim olarak geçen açıklama 1488 senesinde Thuroczi düzeltmiştir. Thuroczi eserinin girişinde ‘’Bizim zamanımızda ülkenin Erdal hudutlarında oturan milletin bir kısmı tahtalara bazı işaretler oymaktadırlar ki bu işaretler harf makamındadır.’’ Cümlesini yazdıktan sonra eserinin asıl metninde de şunları kaydetmektedir: ‘’ Bu Sekeller İskit harflerini hala unutmayıp bunları mürekkep ve kağıt yardımı ile değil değneklere boyamak sureti ile, çentik tarzında kullanırlar.’’[6]

15’inci yüzyılın ikinci yarısında da Macar kralı Matyaşın resmi tarihçisi olan İtalyan Bonfini eserinde Sekellerin yazıları hakkında şu satırları yazmaktadır: ‘’ Sekellerin İskit harfleri vardır ki bunları kağıtlara yazmazlar, kısa değneklere çenterler; az işaret ile çok mana ifade ederler.’’ [7]

16’ıncı yüzyılda bu hususta daha fazla kayıtlara tesadüf ettiğimiz için bilgimiz genişlemektedir. Aslen Erdelli ve yüksek rütbeli bir rahip olan Olah Mikloş 1536 senesinde ‘’Atila’’ adlı eserinde şu bilgiyi vermektedir: ‘’ Ahlaklarına, adetlerine ve kanunlarına nazaran diğer Macarlardan pek ayrıdırlar. İç düşüncelerinin ve her günkü arzularının ifadesini kağıt ve mürekkep veya diğer dillerin harflerini kullanmakla değil, tahta çubuklara bazı işaretler çentmekle aralarında bir mana ifade ederler ve böyle çentik değnekleri dostlarına haber veya mektup makamında kullanırlar.[8]

1559 senesinde Krokovda aslen bir Sekel olan Benczedi Szekely İştvan Macar dilinde bir genel tarih yazmış olup eserinde Sekellerden bahsederken şu izahati kaydetmektedir: ‘’ Şimdi dahi diğer Macarlardan kanunları ve yazıları ile ayrılırlar ki Hun tarzındaki Sekel harfleri bugün dahi mevcuttur.’’[9]

Kral birinci Ferdinand’ın  ordusunda bulunan Veit Gailel 1551-53 senelerinde yazmış olduğu ve yazma kopyası Viyana Milli Kütüphanesinde bulunan eserinde şu bilgiyi vermektedir: ‘’Sekellerin dili giyinişleri Macarlar gibidir. Yazılarında öyle farklı ve kendine özel harfler vardır ki, bunların bazıları bütün bir kelime veya bütün bir cümle ifade eder.’’[10]

1573 senesinde ölen rahip Verancsics Antal eserinde bu hadiseye dair şunları yazmaktadır: ‘’ Ahlakları o kadar terbiyelidir, içlerinden İskit ruhu sırıtır. Yalnız din hariç olmak üzere her türlü adet, kanun ve yaşayış tarzlarında Macarlardan ayrılırlar. Hatta dillerine bakılırsa bile onlardan farlıdırlar. Eskiler gibi konuşurlar. Harf gibi bazı işaretleri dört köşeli tahta bastonlara çenterler ve satır tıpkı Yahudiler, Mısırlılar ve Türkler gibi sağdan sola gider. Böylece en az iki satır yanına bazı noktalar koymak suretiyle de işaretlerin adetine göre pek çok mana ifade etmektedirler. Sekel Yerlileri arasında Hunların da bu yazı işaretlerini kullandığı söylentisi vardır.’’[11]

Görülüyor ki Sekel yazısı hakkında verilen bilgi gittikçe daha açık olmaktadır. Bundan sonra artık bu yazıyı gözü ile gören ve bilenlerin bilgileri gelmektedir. 1593 yılında Padua’da eserini yazmış olan Szamosközy İstvan kitabında şunları yazmaktadır: ‘’ Bunlarda (Yani Sekellerde) Erdel de bugün dahi kullanılan bir yerli yazı tarzı vardır ki bu, eski cedlerinden , İskitlerden bir çok asırlardan beri torunlarına kalmış bulunuyor ve Avrupa’ya doğudan getirdikleri yazıları bugün dahi kullanmaktadırlar.’’[12]

Sonra yazar Avrupalıların soldan sağa, Doğuluların da sağdan sola yazı yazdıklarını kaydederken şu satırları yazmaktadır: ‘’ Yalnız Sekellerin yazısı bu kurala uymaz. Çünkü Yunan ve Yahudi yazısı gibi buradan oraya (yani sağdan sola veya soldan sağa) değil yukarıdan başlayarak harfler aşağıya doğru öyle birbirine örülerek mükemmel bir surete iner ki, pek azı ile çok mana ifade ederler. Bu tarzda her zaman yazı mürekkebi ile değil uzun tahta parçalarına ve dört köşeli rendelenmiş değneklere bıçak ucu ile sık sık birbirine yapışan harfleri sıkı bir suretle kazarlar ki bu yazı tarzı ………..bu eski harf işaretleri ile beraber bugün dahi baki kalmıştır. Böyle bir basma eserin pek eski nüshası bütün bir cilt olarak bugün dahi Hetruria (Toskana) prensinin kütüphanesinde Florens de bulunmaktadır.’’[13]

Şimdiye kadar Sekellerin yazısı hep revayet halinde literatürde geçmekte iken bu çağlarda Sekeller kendi aralarında eski yazılarını kullanmakta idiler. Türk yazısının asrımıza en yakın çağlara kadar devam ettirilmiş olan alfabesi on altıncı asırda, hatta daha sonraları Sekeller arasında kullanılmakta isede artık Latin harfi şiddetli bir surette istilasına başlamış ve bu milli alfabe unutulmağa başlamıştı.

İşte bu sırada 1598 de Telegdi Sekel yazısının bu unutulmamasına mani olmağa çalışmış, ilk defa olarak ortaya bir Sekel alfabe kitabı çıkartmıştır. Telegdi’nin küçük kitabına Baranyai Decsi Janos bir giriş yazmıştır. Fakat bu önemli eser matbaa güçlüklerinden dolayı basılamamıştır. Çünkü Sekel yazılı metin ve örneklerin basılması için klişeler ve bunu yapabilenler lazımdı. İlk defa olarak Sekel alfabesinde her harfin tesir ettiği sesi göstermek şerefini kazanan Telegdi’nin bu eseri sayesinde bundan sonra elde edilen metinlerin durumu anlaşılmış, bu suretle Sekel yazılı dil kültürü tanına bilmişti.

1610 senesinde Molnar Albert, Nova grammatica vngarica adlı eserinde şu satırları yazmaktadır: ‘’ Dağın ötesindeki Sikullar veya Sekellerin Hun harflerini, ki bunların Szekel İstvan Macar kronikasında hatırlatır, asla görmedim. Bunu gören bir adamı da tanımadım. Bunun için vatandaşlarımdan bilhassa Sekelerden rica ederim ki eğer böyle bir şeyleri varsa lütfen notlar ile birlikte yazsınlar.’’ [14]

1633 senesinden 1649 senesine kadar Erdel de piskopos olan Geleji Katona İstvan 1645 de Gyulafehervar da çıkan küçük Macar gramerinde Macar dilinin diğer dillerle ( Yahudi dili hariç olmak üzere) akrabalığı olmadığını ve bunların kendilerine mahsus yazıları da olduğunu ve bu yazının da ne Yahudi, ne Yunan harfleri ile hiçbir münasebeti bulunmadığını kaydetmektedir. Yazının sağdan sola yazıldığını kayıt etmektedir. [15]

1655 Komaromi Csipkes György Latince yazdığı Macar gramerinde Macar dilinin doğu dillerinden olduğunu kaydettikten sonra ‘’yazının tarzı da pek çok doğu dilleri ile mesela İbrani, Kalde, Süryani, Arap, Fars, Türk Dili gibi aynı yani sağdan sola gitmektedir ki bunu bir tek doğu dili takip etmez’’ demektedir. [16]

Boxhornius’da Szamosközy’nin yukarıdan aşağıya inen satırlarla eski bir Macarca kitap görmesini yanlış anlaşılacağını ve şu satırları yazmaktadır: ‘’ Çünkü bizde de eski Macar harfleri ile yazılmış kitap var; fakat içinde hiç böyle bir şey görmüyoruz. Bu eski yazıyı okumak, anlamak mümkündür. Hatta bugüne kadar yazmasını da biliyoruz.’’[17]

Yazar bu satırların devamında bu yazının 32 harf olduğunu, başta, ortada, nihayette ‘’k’’ ların başka başka harflerle gösterildiğini, basmak mümkün olsa bunu da gösterebileceğini kayıt etmektedir.

Basım güçlüğü dolayısı ile gösterilmeyen bu Sekel yazısını ilk defa olarak bu güçlüğü bertaraf edip tabetmeyi başaran Hickesius eserinin birinci cildinde 8’inci sayfasında Sekel alfabesini sergilemektedir. Eski Hun alfabesi ile yazılan bu alfabe hakkında yazar şunları belirtmektedir: ‘’ Gramere ait olan eserimde muhtelif harflere ayırarak Got harflerini eski runları gösterdim ki bunları eski Scano Gotları kullanırlardı. Bazı alimler bunlara eski Hunların 34 eski harfini de ilave etmemi rica ettiler ki bu harfleri doğuluların adeti ile sola doğru yazarlardı. Rica edenlerin arzularını karşılamak üzere Macar Harsanyi Janosun yirmi beş sene önce yaptığı çalışmaya göre bu harfleri 7 numara altında yazıp kitabıma ekleyerek gösterdim.’’ [18]

Papai Pariz Ferenczin meşhur Dictionarium’unda ilave olarak yazdığı Tsetsi Janos’un Abservationes orthographico grammaticcae adlı çalışmasında da şunları okumaktayız: ‘’ Macarların İskityada kendi harfleri ile geçindikleri, yazarken Yahudi ve diğer doğu kavimleri tarzında sağdan sola gittikleri itimat edilmeyecek bir rivayet değildir. Bu harflerin izleri, bazılarının iddia ettikleri gibi Erdel Sekellerinde bugüne kadar mevcuttur. Bunları kullanmayı da pek az bildikleri söylenemez.’’ [19]

18’ yüzyılda bu husustaki araştırmalar daha fazla yol almaya başlamıştı. Bel Matyas 1713 de ölen ve Gyulafehervar’da öğretmen olan Kapossi Samuel’in Sekel alfabesi hakkındaki notlarını elde etmiş, bunun önemini belirterek derhal Berlin den vatandaşların dikkatini çekmiş, fakat cevap dahi alamamıştı. Bundan sonra 1718 de Leipzing’de De vetere literatvre hunno-scythica exercitatio adlı eserinde ilim alimlerinin dikkatlerini çekmeye çalışmıştır. Bu hususta yapılması gerekenleri izah etmiştir. Bel Matyas kitabında eski eserlerin araştırmasını, manastır, şehir ve kalelerdeki eserlerin araştırılması için cemiyetlerin kurulmasını teklif etmekte idi. Bu eserin tesiri gözükmeğe başlamış, bu sayede Telegdi’nin alfabe kitabının Giessen ve Marosvasarhely’ deki kopyaları ortaya çıkmış, Bod Peter bu alfabe kitabının Decsi Janos tarafından yazılan incelemesini yazmıştır. [20]

Csikszentmiklos’daki yazıtın iki kopyası çıkarılmıştır. Hatta yeni Bel Matyas’ın kitabının yardımı ile bir de sahte eser oluşturulmuştur. [21]

Bel Matyas daha 1729 da Meliboel ismi ile Der ungarische Sprachmeister adlı eserini yazmış, birkaç defa basılan bu eserin sonraki tablarında kapak resmini şu tarzda yaptırmıştı: ‘’ Milli okulların muhteşem binası önünde bir Macar asilzadesi arkadaşlarına eski yazıtlardaki eski Macarları gayrete getirmiş ve bu alfabeyi benimsetmiş, bu husustaki araştırmaları daha ileriye götürmüştür. 1794 de Gyarmathy Samuel esersinde Csikszentmiklos yazıtının kopyasını çalışmış, 1803 de Revai Miklos da Kajoni Janos’un atıl durumdaki çalışmasını Sekel yazısına ait kısımlar ile Bel Matyas’ın önceden yazılan alfabesini çıkarmıştı. [22]

1787 ve 1808 senelerinde hazırlanan Wallaszky’nin Conspectvs reipublicae litterariae in Hungaria adlı eserinde de Hun-İskit adile tanılan Sekel yazısının tarihinde bahşedilmiş ve artık Sekel yazısı Macar edebiyat tarihine girmeye başlamıştı. Fakat Macar alimleri hep yazılı eser aramakta, kitaplar arasında araştırmalar yapmakta taş ve tahta üzerine yazılmış yazıtları ihmal etmekteydi.

Bu hususta ilk ciddi ve esaslı araştırmaya başlayan Cornides Daniel olmuştur. Peşte Üniversitesinde Profesör olan bu zat her tarafta araştırmalar yaptırmağa başlamış ve araştırmalarını kitap haline getiremeden ölmüştür. Kendisinin 1780 de Sekel yazısı hakkında Hajo İstvan’a yazmış olduğu mektubu kalmıştır ki bu mektubun da asıl nüshası değil de kopyaları elde mevcuttur.

Görülüyor ki 17-18 yüzyıla kadar Macaristan daki araştırmalar hep yazılı eserlere dair kalmış, hiç kimse yazıt aramamıştı. Halbuki diğer taraftan 16 yüzyıl da Dernschwam İstanbul’a yaptığı gezisinde 1515 yılına ait yazıt bulmuş ve eserine kopya ederek koymuş, 17’yüz yılda İtalyan Marsigli tahta üzerine çentilmiş Sekel yazıtı elde etmişti. Macaristan daki araştırmalar kitaplar arasında olduğundan dolayıdır ki Csikzentmiklos yazıtının kopyası kimsenin dikkatini çekmemişti. Bu yazıtın ilk kopyası 1753 de Dezsericzky yazmış, 1752 de yapılan kopyası ve okunmuş yani açıklanmış şekli de el yazması olarak kalmıştı.

İlk önce adını yazdığımız Bod Peter de 1766 da çıkardığı Magyar Athenas’da uğraşmış, eserinde önemli bilgiler vermiştir. Fakat bütün bu çalışmaya rağmen Sekel yazıları hakkında geniş ve etraflı bilgi veren bir eser çıkmamıştı. Henüz vaziyet bu merkezden iken ortaya sahte eserlerde çıkmaya başlamış bulunuyordu. Bir taraftan Somogyi Antal ortaya böyle sahte eserler çıkarırken diğer taraftan Orban Balazs 1864 de Enlaka’daki kilisede bir yazıt keşif etmişti. Bu yazıtı Szapo Karoly okumuştur. Bu Macar alimi 1866 da Budapeşti Szemle mecmuasının 5-6 ıncı sayılarında eski Hun Sekel yazısına dair uzun iki makale yazmış, bu araştırmasında o vakte kadar eski kronikaların verdikleri malumatı kayıt ile elde edilen eserleri tektik etmiş, bu mesele hakkında birçok önemli ve dikkate şayan noktaları açıklamaya muvaffak olmuştu.

Bazı eserlerin gelişigüzel, ilgili olmayan kimseler tarafından kopya edilmesi ve bunun neticesinde kopyaların gittikçe orijinal yazıdan ayrılmış bulunması alimler arasında hakikaten böyle bir yazının bulunup bulunmadığı hakkında bir şüphe uyandırmıştı. Bu şüpheyi ilk dışarı vuran Tröstler Janos’dur bu zat 1666 senesinde Nurnberg de çıkardığı Das altund Neu-Teutsche Dacia adlı eserinde böyle bir yazının mevcudiyetini inkar etmekte ve eğer Macarların böyle bir yazısı olmuş olsa idi bu yazı ancak German Run yazısı olabilirdi diye bir iddia ortaya atmaktadır.

Bundan bir sene sonra Toppeltinus Lörincz de Leyden’de Orgines et occasvs Transsylvanorum adlı küçük eserinde bu durumu inkar etmektedir.1693 de Otrokocsi Foris Ferencz de Orgines Hungaricae adlı iki ciltlik eserinde birinci cildinde (s.320-321) şu satırlar yazmaktadır: ‘’ Bu harfler benim nazarımda şüphelidir, bilhassa şunun içindir ki sesli harfler (ki adetleri dilimizde 7 dir) sessiz harfler ile karışık olarak Avrupa usulü sıralanmıştır. Bunun için bunların yazılmasını veya bunlar hakkında bir hüküm vermeyi şimdiye kadar erteledim. Tanrı yardım ederse bunlar hakkında başka bir yerden daha iyi bir bilgi alırım. Çünkü işin durumunu tanıdığıma göre, öyle adamım ki kum üstüne bina yapmayı sevmem.’’ [23]

Bu şüphelerden sonra Sekel yazsının varlığını açıktan açığa inkar edenlerde çıkmıştı: ‘’1734 de Timon Samuel yazdığı mektupta böyle bir yazının varlığını kabul etmemekte, yalnız alfabeden yazılı bir eserin ortada bulunmamasının, bu hususta bir delil olarak görmekteydi.’’[24]

Daha sonra Schwartner Marton da Sekel yazısını inkar etmekteydi. [25]

Macar gramerini yazan bir takım yazarlarda Otrokocsinin ileri sürdüğü noktaya kapılarak Sekel yazısına inanmamışlardı[26] 1801 de Györ şehrinde eserini çıkaran Sandor İstvan da bu yazının uydurma olduğunu söylemekteydi.[27] Papay Samuel yazdığı edebiyat tarihinde açıktan açığa bu yazıların mevcudiyetini inkar etmemekte ise de cedlerinin böyle bir yazıları olduğunun şüpheli bir surette karşılamaktadır.[28]

Macar araştırmacıları arasında meşhur alimlerden Pray György de bu hususta şüphe etmekte, fakat Bizans araştırmacısı Menanderin Göktürk hükümdarı Disabulun İskit harfleri ile İstanbul’a Bizans hükümdarı Justineus’a bir mektup gönderdiğini ve şunları yazmaktadır: ‘’ Buna nazaran ecdadımızın yazıları olduğu anlaşılabilir, fakat bunların harfleri bazılarının Erdel’de buldukları yadigarların harfleri olduğunda tereddüt etmekteyim. Bu harfler Jones Magnus’un Historia ve Schedius’un De Diis Germanis adlı eserinde yazılan Got harflerine pek benzerler. Bundan şunu zannediyorum ki bu harfler daha fazla Got harfleridir ki bunlar Hunlar ve Macarlardan evvel bu yerde yaşıyorlardı.’’ [29]

Ortada metinler ve bu husustaki birinci elden eserler üzerinde çalışmak dururken artık ilim adamları bu mesele hakkında yalnız fikirlerini söylemekle yetiniyorlardı. Revai Miklos Hunfalvy gibi tanınmış alimlerde bu mesele hakkında yalnız fikir söylemekle kalıyorlardı.

Önceden belirttiğimiz eski Macar kronikasını Sekel yazısını Ulah’ladan alınmış olmasını kaydetmesi Romen ilim aleminide alakalandırmakta idi. Romanya’da meşhur alim Cantemir Demeter 1715 te Ulahların Latin harflerini daha 1349 dan beri kullandıklarını iddia etmekteydi. [30]

Diğer bir hadisede, Ulahların Siril harflerini kullanmış olduklarını iddia ederken, Ulahların İsa’dan önceki çağlarda ataları Dakların kendilerine mahsus yazıları olduğunu ileri sürmekteydi. Söylentilere göre bunların alfabesini Dekeneus adlı bir sihirbaz Mısır’dan getirerek Zend, Yunan ve Finike yazıları ile karıştırmıştı.

1880 senesinde Burada Todor ismindeki bir Romen Despre crestaturile plutaşilor yani Salcıların runik yazısına dair adlı eserinde bir ırmak kenarında bulunan ( Besztercze ırmağı) Salcılardan birçok işaret toplamış ve yazmıştı. Zatem Macaristan da da bu yazıların hakiki olup olmadığı hakkında bir kanaat mevcut olmadığı sırada Burada Todor bu eseri de işi tamamiyle şaşırtmış, bazı yeni Macar araştırmacıları da yazıyı inkarda ısrar etmişlerdi.

Halbuki Burada Todor 1702 senesinde Siculia accuratius quam hactenus delineata adlı bir eser yazan ve eseri el yazması olarak kalmış olan Lakatas İstvan’ın kitabından istifade etmiş, Sekel yazılarını bu suretle göstermişti. Nihayet 1889 senesinde Fischer Karoly Antal Hun-Macar yazısı ve bunun bakiye kalmış yadigarları adlı eserini yazmış, eserinde şimdiye kadar bu mesele etrafında yazılan kayıtları aynen koymuş, daha sonra Attila definesi ismiyle anılan meşhur Nagi-Szent-Miglos Definesinin üzerindeki yazıları dahi Macarca ifade ederek bunu okumaya çalışmış ve okumuştur.

Bu pek cesurane davranıştan sonra yazar Sekel yazılarını sahte ve doğrusunu birbirinden ayırmaya başlamış, eserinin sonuna da Telekdi’nin eserine Baranyai Decsi Janus’un yazdığı teşekkürün bir kopyasını derlemiş ve en nihayetine de kendisinin önceden  çıkarmış olduğu Hunlar ve Macarların Kara ve Ak tesmiyesinin halli adlı eseri hakkında eleştiri yazan Pauler Guyulaya bir cevap yazmıştır.

Sekel yazısının araştırmaları bu halde iken, bazılarının aklına bu yazının izlerinin hala Erdel’de bulunup bulunmadığı gelmekteydi. Şu şekilde, kuzey Germenleri özellikle Skandinav kavimlerinin runik takvimlerindeki baştan yedi işaretin (Bu yazı çok eskiden beri unutulmuş olmasına rağmen)  halen halk arasında geleneksel bir surette kullanılmakta değilmiydi.

Yanı sıra Sekeler arasında da bu yazının izlerine rastlamak mümkündür. En sonunda böyle bir iddiayı ortaya atanda çıktı: Buda ilk öğretmen okulu müdürü Dadai Kirali Pal olup bilimsel bir toplantıda herkesin karşısında aslında sahte olan Karaçsony Kodeks ile Somogyi Antal ın uydurduğu eserleri göstermiş hatta öğrencisinden birisinin Temeş vilayetine tabi bir yerde Tar Mihaly adlı basit bir çiftçinin bu yazıları hala yazdığını bildirdiğini söylemişti.

Dadai Kiraly Pal’ın bu uydurmalarına o zaman en meşhur ve kıymetli heykeltıraşı olan Fadrusz Janos da kanmış, Zilah şehri için yaptığı heykele en eski Macarların altı şarkısını koyarak bu eski ve milli eseri ebedileştirmeğe çalışmıştı. Samogyi tarafından uydurulan bu eski (?) altı şarkı, Erdel’den, Tanrıdan, ateşten, arzdan, sudan ve gökten bahsetmekte idi.[31]

Heykel hazır olduktan sonra heykeltıraş 1902 yılı Eylül 18 de Zilah’da çıkan bir gazetede şu satırları yazmıştı: ‘’Bilinebilir ki runik yazı yalnız bir yadigar değil milletin hakiki ve canlı bir hazinesidir. Ve bugüne kadar da Macar milletinin arasında yaşamakta ve ecdadımızın eski kültürünü hatasız olarak saklamaktadır. Bu hususta klasik şahitlerim bu yazıyı hala Omor’da yazan ve  çenten Tar Mihaly ve oğulları, Tar İstvan çiftçilerdir…Runik yazının menşeleri hakkında tereddüt edenler bu izleri pek derin olarak araştırmışlardır. Araştırmış olsalardı Kiraly Pal’ın rastladığı gibi gelmeleri gerekirdi ki bu yazı bugün dahi Macar milleti arasında yaşamaktadır…Eski kültürün korunmasına karşı bugünkü neslin de görevini yapması için atalarımızın şerefine bu runik yazıyı yapmış olduğum heykele kazıdım. Ve şimdi öyle bir ruhsal haldeyim ki kalbim, ruhum tamamiyle çok rahat olup milyonlarca Macar vatandaşlarına sesleniyorum:  İşte yazı. Okuyunuz.

Heykelin üstündeki örtü açılınca herkesin gözü bu eski Macar daha doğrusu Sekel yazısına çevrilmiş, konu gazetelere aksetmiş, her tarafta bu olaydan bahis edilmiştir. Daha sonra konu moda olunca ortaya bir sürü ilim adamı da çıkmıştı. Artık konu dal budak salmıştı. Bu yazıların sahte olduğunu iddia edenlere karşı hem cevap vermek hem de meseleyi ciddi bir şekilde araştırmak gerekiyordu.

Sonunda konuyu bilimsel olarak ele almak için Macar İlim Akademisine bir heyet gönderilmiş, Akademi de bu meselenin araştırılmasına paleograf Fejerpataky Laszlo, filolog Szinnyei Jozsef ve tarihçi Sebestyen Gyulay’ı görevlendirmişti. Bu Akademisyenlerin görevi, Somogyi Antal’ın eski Macar şarkıları adlı eseriyle hemen hemen bu eserle aynı olan Karacsony Kodeksi’’nin doğruluğunu araştırmak idi.

Bu görevlilerin araştırmaları sonucunda bu eserlerin tamamiyle sahte olduğu anlaşılmış ve bunu 1903 senesi Mart ayının 23 de Akademi toplantısında söylemişler ve bu araştırma da Akademi Haberlerinin o seneki sayılarının 14’üncü cildinde (s.193-210) da, Macar halkına duyurulmuştu. Fakat diğer taraftan gerek Akademiyi ve gerek Milli Müzeyi başka bir nokta daha alakadar etmekte idi: Acaba hala bu yazıyı bilen var mıdır ?

Bunun üzerine bilim adamlarından bazıları derhal Omor’a gitmiş, orada kendisinden uzun uzadıya bahis edilen Tar Mihalya konuşulmuş ve sonuçta anlaşılan, eski Macar yazısını atalarından değil eski eserlerden toplamıştı. Fakat Tar Mihaly bir de runik yazılı bir rakam yazmıştı ki bunu harf zannettiği için her halde kendisinde eskiden kalmış bir izin olduğu görüntüsü uyandırıyordu.

Sekel runik yazısının araştırıcısı Sebestyen bu bilgiyi aldıktan sonra Tar Mihaly doğduğu şehre gitmiş, orada bunun akrabaları ile konuşmuş ve anlamıştı ki bu zatın babası runik yazı ile rakamları tanımakta idi. Tar Mihayl’ın babası çoban olduğu için hayvanların adetlerini saymak üzere bu runik rakamları kullanmakta ve oğlu da babasından hafızasında kalanı saklamakta ve buna kitaplardan aldığını ilave etmekte idi.

Hatta Tar Mihayl  önceden Kiraly Pal’a yazdığı mektuplarda bu yazılı kaynağı da söylemişti. Sonunda görüntüyü büyüten, hadiseyi büyüten bu çiftçi değil Kiraly Pal idi. Diğer taraftan aynı mesele etrafında çalışan Szily Kalman bu hususta bir çok bilgiyi toplamış ve bu topladığı bilgiyi Akademi tarafından seçilen bir heyete vermişti. Bunun neticesinde de Tar Mihaly’ın bilgilerini kitaptan alma olduğu meydana çıkmıştı.

Bu sıralarda Sekel runik yazısının menşeine dair de bazı aştırmalar çıkmıştı. Bu yazıların German-runik yazısından çıktığını veya İbrani yazsından alındığını iddia edenler de ortaya çıkmış ise de daha Göktürk yazısının niteliği netice kazanmadan Macar alimlerinden Nagy Geza bu sekel yazısının Sibirya yazıtlarındaki yazılardan çıkmış olduğunu 1890 Nisan ayının 29 da bilimsel bir toplantıda söylemiştir.

Sonra bu iddiasını aynı sene içinde Budapeşti Hirlap gazetesinde yayımlamıştı. Daha sonra Thomsen tarafından bu Türk yazıları netice kazandırılınca Nagy Geza aynı konuyu daha ayrıntılı bir şekilde 1917 de eski Macar yazısının menşei adlı araştırma yazısını çıkartmıştı. Büyük alim Vilhelm Thomsen de eserinde bu hadiseye dair şu satırları yazmaktadır: ‘’ J’ajaute que les ressemblansces specieuses de l’alphabet turc et L’alphabet dit hunno-scythique (voir P.Kiraly de Dada, Babyl. And Oriental Record VI, No.10, 1893, p.227 et suiv.,) sont trop peu nombreuses et trop impercep tiples pour  justifier une parente des deux alphabets.’’ [32]

1909 yılında Alman bilim adamı Babinger 1555 yılına ait Dernschwam’ın eserini karıştırırken bu zatın İstanbul da Elçi hanında bulduğu bir yazıtın kopyasını elde etmiş ve bunu 1913 Mart ayında Thomsen’e göndermişti. Thomsen derhal bu yazıtın Germen runik yazısı değil Sekel runik yazısı olduğunu anlamış, hatta bir kısmını da okumuştur. Kopyayı ve okuduğu bölümü Babinger’e iade etmiş daha fazla açıklamayıda Macar bilim adamı Sebestyen den alabileceğini bildirmişti.

Bunun üzerine Babinger Thomsen’in açıklaması ile beraber kopyayı Sbestyen’e göndermiş, bu büyük alimde bu yazıt üzerinde araştırmalar yapmış yazılar yazmıştır. Bu yazıtın bulunması hala bir az tereddüt  ile bakılan Sekel yazsının inkar edilemez bir gerçek olduğunu da ortaya koymuş bulunuyordu.

Babinger, tesadüfen bulduğu bu metin üzerinde yetkisinin olmamasına rağmen araştırmalar yapmış, bu yazının Hazerlerin yazısı olduğunu, Macarlar önceden Panoniaya gelmeden önce Hazerlerin komşusu olarak yaşadıklarından bunlardan yazıyı öğrendiklerini ileri sürmüş ve bu  çalışmaları arasında Lernschwam hakkında da oldukça önemli bilgi vermişti.

Diğer taraftan Sebestyen bu sahadaki araştırmalarına ciddi bir surette devam etmekte ve İtalyan askeri mühendisi Kont Marsigli’nin Sekel yazısı hakkında bıraktığı bilgileri karşılaştırmakta idi. En sonunda bütün bu araştırmalardan sonra Sebestyen 1015 yılında A magyar rovasiras hiteles emlekei adlı meşhur eserini çıkardı.

Sekel yazısının bundan sonrada yeni yeni örnekleri elde edilmeye başlanmıştı. 1933 yılında bir kitapçı Macar Milli Müze Kütüphanesinin müdürü olan Jakubovich Emile müracaat etmiş, açık artırma için verilecek bir ciltli kitap arasından eski Sekel yazısı yazılı metin dikkatini çekmiş, derhal Jakubovich bu metni koruma altına almış, eseri satın alarak, Kütüphanenin el yazması eserleri bölümüne sokmuştur.

Bu eser 1483 senesinde basılmış eski bir kitap olup yazarının adı Bartholomaeus Anglicus’dur. Eserin ismi ise De proprietatibus rerum’dur. Nünberg’de basılmış olan bu kitap Nikolsburg prensi Dietrichstei’nın kütüphanesinde şu ibare ile bir Sekel alfabesi yazılmıştı: Littere Siculorum, quas sculpunt vel cidunt in lingnis. Yine aynı sayfada bir İbrani alfabesi, daha sonra İbrani sayıları ve İbranice ay isimleri yazılmıştır. 1933 senesinde Dietrichstein kütüphanesi Luzern de açık artırmaya çıkarıldığı vakit bu sayfa bir kitapçının dikkatini çekmiş ve hadiseden Jakubovich haberdar edilmişti. Jakubovich eseri Macar Milli Müzesi Kütüphanesine mal ettikten sonra metin üzerinde uzun bir araştırma hazırlamış ve bu araştırmasını Magyar Nyelv mecmuasının 31 ‘inci cildinde yazmıştır. Sekel yazısının en eski basılı halinden biri olan bu parça paleografi bakımdan 15 inci yüzyılın ortalarında oluşturulmuştur.

Sekel yazısının en eski örneklerinden biride 1929 yılında Balazs Andras bulmuştur. Balazs bu yazıtı Szekelyderzs’de bulunan bir kilisenin tuğlası üzerinde görmüş, 1930 senesinde de bu yazıtın eski Sekel yazsı ile yazılmış olduğunu Szilady Zoltan tesbit etmiştir.

Sebestye’nin önemli araştırmalarından sonra elde edilen küçük bir yazıt daha vardır. Bu yazıt Szekely-Udvarhely’i güney batı istikametinde on kilometrelik bir mesafede bulunan Bögöz adlı küçük bir köyde elde edilmiştir. Yazıt köyün kilisesinde bulunmuş olup Szigethy Bela tarafından ilim alemine tanıtılmıştır.[33]

Emrah BEKCİ

Araştırmacı Yazar


[1] Bu husutaki litaretür Sebestyen Gyula’nın A Szekelyek neve es eredete 1897 adlı araştırması vardır.

[2] Homan Blint, A Szekelyek eredete, 1921; Sebestyen Gyula; Az Avar-Szekely kapcsolat amlekei, 1899, Karacsonyi; A Szekelyek eredete 1905.

[3] Thury Jozsef; A Szekelyek eredete, 1898; Şeyh Süleyman, Çağatay Lügatı, İstanbul tabı, s.199.

[4] ‘’Remanserant quoque de Hunis vivorum tria millia ex prelio Crimildino erepti per fuge interfugium, qui timentes occidenntis nationes in campo Chigle vaque Arpad permanserunt, qui se ibi non Hunos, sed Zaculos vocanerunt. İsti enim Zaculi Hunorum sunt residui, qui dum Hungaros in Pannıniam iterato cognoverunt remeasse, redeuntibus in Ruthenie finibus occurrerunt, insimulque Pannonia conquestata partem in ea sunt adepti, non tamen in plano Pannonia, sed cum Blackis in montibus confinii sortem habuerunt. Vnde Blackis conmixti litteris ipsorum uti perhibentur.’’ Keza; Chronicon hvngarievm, lib. I.cap.IV.

[5] Resimli Viyana kronikası, Szabo Karoly tercümesi, s.16.

[6] ‘’Nam et hoc nostro sevo, pars nationis ejusdem quaedam, transilvanis rengi posita in oris, characteres quosdam ligno sculpsit, et talis scripturse usu literarum ad instar vivit’’; (yani: Siculi), nondum Seythicis litaris obliti, eisdem, non encausti et papyri ministerio sed in baculorum excisionis artificio, dicarum ad instar, utuntur.’’Schwandtner; Scriptores rerum hungaricarum, Viyana, 1746.

[7] ‘’Literas Scythicas habent, quas non in papyro scribunt, sed brevissimo ligno excidunt; paucis notis mutla sensa comprehendunt,’’ Rerum Ungaricarum decades, ed. Sambucus, Basel, 1568.

[8] ‘’…moribus, ritibus, ac legibus aliorum Hungarorum sunt longe dissimiles. Ad explicandam animi sui sentatiam ac voluntatem quotidiaanm, praeter usum papyri et atrementi, aut chracteris aliarum linguarum, notas quasdam basilis ligneis incidunt, aliquid inter se significantes: quibus ita incicis, apud amicos ac vicinos vice nuntii, epistolaeve utuntur,’’ 1568 de ölen Olah Mikloş’un bu eserini öncelikle Bonfini’nin eserine ilave olarak 1581 de Frankfurt’ta Sambucus yazmıştır, Sonra 1763 de Viyana’da da basılmıştır.

[9] ‘’…meeg mostis kulonboznek a tob Magiaroktol, toruinekel es irasokal, kic Hunniabeli morda Szekel botuuel eelnec e napiglan,’’ Chronica ez Vilagnac Jeles dolgairol, Krakov tabı, s.142.

[10] ‘’…Sprache und Kleidung (der Szekler) ist ungrisch; in ihrer Schrift haben sie eigene Charaktere, von denen einige ein ganzes Wort, odereinen Satz bedeuten.’’Jahrbucher der Literatur, Wien, 1825, Bd. XXIX Anzeige-Blatt, 9.

[11] ‘’Mores penitus inciltos non habent, verum qui Seythicam adhuc praeseferunt cruditatem,discrepant, ne lingua guidem omni et parte, quum veterum more loguuntur, similes, Pro literis notas quasdam in scipionibus  ad formam tesserae quadratis excidunt, lineamgue a dextra in sinistram, ut Judaei, Aegyptii ac Turcae, ducunt, quarum una sue ad summum duae, punctis quibusdam additis, plus quam pro numero characterum praebent intelligentiae. Hunnos his usos fuisse, apud indigenas tritum est.’’Kovacheh, SScriptores rerum hungaricarum minores, cilt II, Buda, 1798, s.109.

[12] ‘’Superest apud hos (sicilos) in Transilvania gunus quoddam vernaculam scribendi, quod ab…….eorum Scythis, iam per mutla secula, posteritati trditum ac ab Oriente in Europam illatum retinetur.’’ Stephani Zamossi, Analecta lapidum vetustorum et nonnullarum in Dacia antiqitatum, Patavii, 1593.

[13] ‘’Sola Siculorum scriptura nuluit eas leges imitari. Ea enim non vitro citroque, vti Graeca et Hebraea, sed initium a sumo faciens, horsum se capessit, literio deorsum tendentibus, ac tam subtili complexione implicatis, ut paucissimis mutla absoluartur sentenia. Itaque non scripttorio semper atramento, sed particulis oblongis furtellisque in quadrum dolatis, cultelli cuspide veluti stylo literas confertim haerentes inxulpunt. Quod genus………..cum iisdem priscarum literarum notis hucusque temporis penes illos remansit. Talis typi exemplar perquam vetustum integro volumine in Bibliotheca Magni Ducis Hetruriae, Florentiae hodie extat.’’ Aynı eser.

[14] ‘’Siculorum vel Szekelyorum Transylvanoram literas, quarum meminit Stephanus Szekely in suo Chronico Hungarico, numquam vidi, neque hominem novi, qui eas videasit. Rogo itaque populares meos, in primis Szekulos Transylvanos, ut si quid eiusmani habeant, in publicum illud proferre csm suis commentariis dignentur.’’ Önsöz, s.21.

[15] Gloji Katona İstvan, Magyar grammatikatska. Gyulafehervar, 1665 (Toldy: Carpus grammaticorvm, s.293, s.329)

[16] ‘’Scribendi modus unus et idem est cum eo, quo gaudent lingvae orientales pleraeque, nimerum Hebraica, Syriaca, Arabica, Persica, Turcica ect. A dextra nimirum ad sinistram: quam nulla occidantalium habet. Scribendi modum sequitur modus legendi.’’ Georgii Csipkes ComRİNİ. Hungaria Illustrata, Ultrajecti, 1655 ( Toldy Corpus grammaticorvm, s.341)

[17] ‘’Extat etenim et apund nos liber, literis vetustis Ungaricis exaratus, sed nihil taleineo observamus, quamvis scripturam legere, intelligere, praeterea etiameum hodie, scribere eadem possimus.’’ Marcus Zuerius Boxhornius, Historica universalis, s.181.

[18] ‘’In Aram. Nostris literas Gothicas, sive veteres Runas, quibusu tebantur antiqui Scano-Gothi, in diversis alphabetis de scriptas e 7 hibuimus. His ut adjicerem antiqua priscorum Honnorum 34 elementa, quibus ad sinistram in scribendo more orientalium utebantur, docti nonnuli me rogarunt. Llla, igitur ante XXV annos Joh. Harsanyi, Hungari, manu delineata sub tab, nota num. VII; Hickesiuş, Antiquae literaturae septemtrionalis libri duo, Oxford, 1708, cilt I, s.XVII.

[19] 1708 de basılan bu eserin (s.1’de) asıl metni şudur: ‘’ Traditio non incerta est, Hungoros in Scythia propriis literis fuisse usos, progrediendo inter scribendum a dextera versus sinistram, more Hebraeorum et alium orientalium. Harum literarum vestigia etiamnum, ut aliqui perhibent, apud Szekelios Transylvanienses superesse extra dubium est, licet iis uti paucis datum sit…’’

[20] Magyar Athenas, 1766, Mukaddimede.

[21] Bu konuda bk.Sebestyen Gluya, Rovas es rovasiras, s.294.

[22] Elaboratior grammatica hvngaria, cilt I.

[23] ‘’Verum cum mihi ipsi etiam illi characteres valde adhue suspecti sint; praesertim ex eo, quod vocales (quas septem habemus), mixtim ibi inter consonantes recenseantur, ad instar Europaerum; ideirco corum puplicationem, aut cercius de his indieium, es usque differo, donec Deo dante, melius de iisdem aliunde edoctus fuero. Sum enim homo, qui super arena, (quantum perspicere rem possum) nihil fundare volo.’’

[24] Bu mektup 21 Eylül 1734 yılında de Apor Peter’e yazılmış olup Imago novae Hungariae adlı ederde yayımlanmıştır.

[25] Introduetio in rem diplomaticam, 2 nci tabı, Buda, 1802, s.56-57.

[26] Domokos Ljos, Szikszai György, Benedek Mihaly; Magyar gramatika, Debreczen, 1898, s.1-2.

[27] Sokfele, s.38-40.

[28] A magyar literatura esmerete, Veszprem, 1808, s.347.

[29] ‘’Habuisse igitur Majores nostros litterarum usum ex hoe loco utcunque apparet. Au autem illae sint, quas in Transilvania repertas aliqui prodiderun.;ambigo, quod Gothicis, quas Yoannes Magnus in sua Historia et Schedius in Dis Germanis referunt, simillimae sunt. Ex qua suspicor Gothorum potius esse, qui has plagas ante Hunnos et Hungaros coluere.’’ Dissertationes historico-criticae in annles veteres Hunnorum, Avarum et Hungarorum. Viyana, 1774. s.61.

[30] Descriptio Moldaviae, Bukarest, 1875, kısım II, fasıl V.

[31] Somogyi Antal;; magyar enekek, Arad, 1872.

[32] Inscriptions de Orkhun, s.54.

[33] Türk Dil Kurumu, Eski Türk Yazıtları, Hüseyin Namık Orkun İstanbul Alaeddin Kıral Basım Evi. 1940, s.250-262.



Hakkında Emrah Bekci


İlginize teşekkürler


Tayfur köyü antik Trakyen tahtı

Trakyen yarımadası Tayfur köyünde Trakyenlerden günümüze tarih

Çanakkale Trakyen yarımadası ( Thracian Chersonesos) Tayfur köyü mübadele Türklerinin Rumlardan kalma köyüdür. Kaya oyma Trakyen …


Çok yaşlı dut ağacı- Karainebeyli

Gelibolu Karainebeyli Kalaycı dede antik alanı

Kalaycı dede  antik alanı Gelibolu  Karainebeyli köyü Kara Nebi antik mezarlığı yakınındadır. Kalaycı dede  antik …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir




*


Hakkında antikor