Download Free FREE High-quality Joomla! Designs • Premium Joomla 3 Templates BIGtheme.net
ev / genel / KAYNAKLAR İLE HOCALI SOYKIRIMI-26 Şubat 1992

KAYNAKLAR İLE HOCALI SOYKIRIMI-26 Şubat 1992

Ev / Genel / KAYNAKLAR İLE HOCALI SOYKIRIMI-26 Şubat 1992

KAYNAKLAR İLE HOCALI SOYKIRIMI-26 Şubat 1992


Aşağıdaki satırları sizlere sunmak için, not alıp-okur iken, kendimi bir an o Katliam dolu sürecin ortasında hissettim.

26 Şubat 1992 de Hocalı da, yaşanan Vahşet ve Katliamı Kınıyor, Tüm Şehitlerimize Allah’tan Rahmet diliyorum.

Okuyacağınız satırlar da, kaynak sunarak Vahşetin ve Katliamın gerçek bilgilerini hafızlarımızın tekrar tazelenmesi için derleyip sizlere sunuyorum.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasının çok yakın olduğu gerçeği 1991 Sonbaharında

belirginleştiğinde, Azeriler ve Ermeniler bölgede görev yapmayı sürdüren Sovyet askeri birliklerinin elindeki her türlü silah ve cephaneyi edinmeye giriştiler.

Bunu yapmak pek zor değildi, zira Sovyet subay ve astsubayları geleceklerinin belirsiz olduğunu görüyor ve yakın gelecekte içine düşeceklerini kestirdikleri derin yoksulluktan kurtulmak için Karabağ’da ortaya çıkan çatışma ortamında ellerindeki en önemli varlıkları olan gelişmiş silah sistemlerini ve bunlara ilişkin bilgi ve becerilerini her iki tarafa da satmakta sakınca görmüyorlardı.

Subay ve astsubaylara göre belki daha da fazla gelecek kaygısı duymakta olan erat ise, sadece ellerindeki hafif silahları değil, kullandıkları tank ve zırhlı personel taşıyıcı gibi ileri teknoloji ürünü silah sistemlerini de Azeri ve Ermenilere satıp firar etmenin yollarını aramaktaydı.

Diğer yandan uluslararası silah kaçakçıları da boş durmayıp, Sovyet sınır birliklerine verdikleri rüşvetlerle Varşova Paktı ülkelerinden usulsüz yollarla elde ettikleri gelişmiş silahları ülkeye sokarak büyük bir karaborsa silah ticareti başlatmışlardı.

Bu silahlar arasında Batı’da üretilmiş hafif silahlar da mevcuttu.Böylece, 1991 sonlarında Sovyetler Birliği’nde ortaya çıkan otorite boşluğu, bazı batılı gözlemcilerin “silah boşluğu” adını verdiği bir fenomeni doğurmuş oluyordu. Nitekim Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı,1993 Kasımında bu ve benzeri yollardan 286 tank, 842 zırhlı araç ve 386 top satın alındığını açıklamıştı.

Kaynak:Thomas de Waal, Black Garden: Armenia and Azerbaijan Through Peace and War (New York: New York University Press, 2003).

***

Bütün bu tartışmalarda kesin olan ise, ABD’de etkin olan diaspora Ermenilerinin Ermenistan’a büyük miktarda parasal yardım yaptığı, hatta Azerbaycan’ın Ermenistan’a uyguladığı ambargoyu gerekçe göstererek Amerikan Kongresinden “907 Sayılı Özgürlüğü Destekleme Yasası” adıyla Azerbaycan’a her türlü askeri yardımı engelleyen bir yasa çıkarmayı başardıklarıdır.Bu yasa ancak Başkan Bush tarafından 2002 yılında kaldırılacaktır.

Kaynak:Presidential Waiver of Section 907 of the Freedom Support Act”, January 2002 vol.http://www.whitehouse.gov/news/releases/2002/01/20020130-6.html

***

Ermenistan, insan gücü bakımından 3 milyonu ancak bulan nüfusu ile 7 milyonu

aşan nüfusa sahip Azerbaycan karşısında baştan dezavantajlıydı; Ermenistan’da

askerliğe elverişli 17–32 yaşları arasındaki erkek sayısı 550 bin iken, zerbaycan’da bu sayı 1,3 milyondu. Bu nedenle Ermeni kuvvetlerine yaralıların taşınması, ilkyardım vb.hizmetleri görecek sıhhiye erleri olarak görev yapmak üzere kadınlar da alınmıştı.

Azerbaycan’da ise erkekler askerlik şubelerinin önünde uzun kuyruklar oluşturacak

kadar heyecanla milli orduya katılmaktaydılar. Savaş arifesinde Azeri güçleri yaklaşık 30 bin kişilik bir mevcuda ulaşmıştı. Bundan başka 10 bin kadar da OMON ( Özel Polis kuvvetleri) gücüne sahipti. Halk cephesi’nden binlerce gönüllü ve bilinmeyen yollardan zenginleşmiş “Albay” Suret Hüseyinov’un 23. Motorize Nişancı Tümeninden alınmış silahlarla donattığı kendi özel birliği olan 709. Tugay ile İskender Hamidov liderliğindeki gönüllü “Bozkurtlar” eklendiğinde Azerbaycan’ın sayısal üstünlüğü büsbütün belirgin hale gelmekteydi.

Kaynak: Thomas de Waal, Black Garden: Armeniaand Azerbaijan Through Peace and War (New York: New York University Press, 2003).

***

Azerbaycan ile Ermenistan gibi artık bağımsız olan iki ülke arasında düzenli

savaş haline gelen çatışmalar, bir gün içerisinde verilen kayıpların miktarı göz önüne alındığında Ocak 1992’den itibaren zirve noktasına ulaştı.

28 Ocak’ta Şuşa yakınlarındaki Karin-Tak’ta yaşanan çatışmalarda her iki taraftan en az 60 kişinin hayatını kaybettiği rapor edilmekteydi ki, bu bir nizami harp için bile oldukça büyük bir bilânço idi. Ancak Ermeni yetkililere göre kayıp bilânçosunun Azerilerden yana ağır basması (45 Azeri ve 15 Ermeni ölmüştü), ve Azeri makamların kayıplar konusunda sessiz kalmayı seçmesi, bölgede askeri dengelerin Ermeniler lehine olduğunu gösteriyordu.

Rus televizyonuna göre bu bilânço artık bir “gerçek savaş” durumuna gelindiğine işaret ediyordu. Dört yıldır süren çatışmalar 1000’den fazla cana mal olmuştu, fakat savaşın tek bir gün içinde kazandığı bu ivme bilhassa ürkütücüydü ve duracağa da benzemiyordu. Ancak savaş belki de en çirkin yüzünü aşağıda değineceğimiz Hocalı Katliamı’nın yapıldığı 25–26 Şubat 1992 tarihinde gösterdi.

Kaynak: Sedat Bora ÖZERİNÇ Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü.

***

Hocalı, Karabağ Savaşı’nda çok kritik ve dramatik bir dönüm noktası olmuştur.

Burası 7 bin nüfuslu mütevazı bir yerleşim yeri olmasına rağmen, hem bölgedeki tek havaalanına sahip olması, hem de Askeran ile Hankendi arasındaki yolu tutması

nedeniyle stratejik önemi büyük bir mevkide bulunuyordu. Ermeni güçleri 26 Şubat

1992 tarihinde Hocalı’ya saldırdı ve 26 Şubat tarihinde kasabanın zayıf savunmasını tamamen kırarak burayı ele geçirdiler.

Kaynak: Nesrin Sarıahmetoğlu Karagür, “Azerbaycan’ın Bağımsızlığının 10. Yılında Hocalı Olaylarının Değerlendirilmesi”, Bağımsızlıklarının10. Yılında Türk Cumhuriyetleri (ed. Prof. Dr. Emine Gürsoy-Naskali-Erdal Şahin), Haarlem, SOTA, 2002, s. 461-469.

***

Böylece Askeran ile Hankendi arasındaki yol kendilerine açılmış ve Şuşa dışında tüm Karabağ’a egemen olmuş oluyorlardı. Ne var ki, kasabaya tanklar, uzun menzilli toplar ve roketlerin desteği ile giren Ermeni milisler burayı ele geçirmekle yetinmeyip 600’den fazla Azeri sivili kadın-çocuk ayırımı yapmaksızın katlettiler. Hayatını kaybedenlerden 63’ü çocuk, 106’sı kadın, 70’i yaşlılardı. 487 kişi Ermenilerce rehin olarak götürüldü, 150 kişiden ise bir daha haber alınamadı.

Kaynak: Ö. Göksel İşyar, Sovyet-Rus Dış Politikaları ve Karabağ Sorunu, İstanbul, 2004, s. 409

***

Bugün Ermeni militanların Ermenilerce meskûn bir Azerbaycan bölgesi olan

Karabağ’da Azeri sivilleri katlettiğini ortaya koyan yeni kanıtlar ortaya çıktı.

(…) Ermenistan Cumhuriyeti, militanlarının Azerilerin yaşadığı Hocalı kasabasında

geçtiğimiz hafta 1000 kişiyi öldürdüğünü ve karlı dağ geçitlerini kullanarak katliamdan kaçmaya çalışan erkek, kadın ve çocukları katlettiğini yalanladı.

Ama bölgeye yayılmış düzinelerce ceset, katliamı bildiren Azeri raporlarına

doğruluk kazandırmış durumda.

Kafa Derilerinin Yüzüldüğü Bildiriliyor: Bölgeye helikopterle giden Azeri

yetkili ve gazeteciler, kısa bir uçuştan sonra dönüşlerinde kafalarının arkası uçmuş üç çocuğun cesedini getirdiler. Azeri yetkililer, üzerlerine Ermenilerce ateş açılması üzerine daha fazla ceset alamadan geri dönmek zorunda kaldıklarını belirttiler.

Karabağ’ın Azeri valisinin yardımcılarından Esad Faradzhev, ‘Kadın ve

çocukların kafa derileri yüzülmüştü. Cesetleri toplamaya başladığımızda, üzerimize ateş etmeye başladılar’ dedi.Ağdam’daki Azeri milislerin şefi Raşid Memedov ise ‘Cesetler orada koyun sürüleri gibi yatıyor.

Faşistler bile böyle bir şey yapmamıştı’ diye konuştu.Bir Reuters fotoğrafçısı olan Frederique Lengaigne, Ağdam yakınlarında içleri Azerileri cesetleriyle doldurulmuş iki kamyon gördüğünü belirtti. Lengaigne, ‘Birinci kamyonda 35 ceset saydım. İkinci kamyonda da bir o kadar ceset vardı. Bazılarının kafaları kesilmişti, birçokları da yanmıştı. Hepsi erkekti ve sadece birkaç tanesi haki üniforma giymişti’ dedi.

Aralık ayında 11 eski Sovyet cumhuriyeti tarafından oluşturulan Bağımsız

Devletler Topluluğu, etnik şiddet ve ekonomik kriz nedeniyle parçalanma tehdidi altında. BDT, Hıristiyan Ermenistan ile Müslüman Azerbaycan arasında eskiden beri süregelen etnik nefret ve çatışmayı önlemede aciz kalmış durumda.

Itar-Tass Haber Ajansı, savaşan bu iki etnik grup arasında tampon görevi

üstlenen son birlik olan 366. Motorize Piyade Alayının bölgeden çekilmeye başladığını duyurdu.

Ajansa göre her iki taraf da birliğin çekilmesine herhangi bir müdahalede

bulunmadı.Dağlık Karabağ’da dört yıldır süren savaş 1500 ile 2000 arasında insanın hayatına maloldu. Geçtiğimiz hafta ise bu çatışmaların en şiddetlisi yaşandı. Karabağ’ın başkenti olan Hankendi’nde yerleşik 366. Motorize Piyade Alayı,geçen ay çatışmaların ortasında kalmış ve en az üç askerini kaybetmişti.”

Kaynak: AP, “Massacres by Armenians Being Reported”, NY Times, 3 March 1992.

***

Kaynak: Craig R. Whitney, NY Times, 7 Ekim 1993

‘’Batılı diplomatlardan bugün alınan bilgiye göre geçtiğimiz ay içerisinde

Rusya, üç yıl önce imzaladığı konvansiyonel silahların azaltılması anlaşması

kapsamında üç yeni cumhuriyette şiddetli iç savaş yaşanan Kafkasya’da

bulundurmasına izin verilen tank ve ağır silahların sayısında artış istedi.’’

***

Kaynak: Bagatur Z. Gaibov, Khodjaly. Its Last Day, Bakü, 1992.

(14 Mart 1992 tarihli Izvestia’dan)

Pavel Zuyev,

Alexey Bondarev,

Pavel Natipin,

366. Alay Askerleri

‘’Üniformalarımız alındı ve onun yerine giymemiz için eski elbiseler

verildi. Ekmek yok, tuz yok, evden gelen mektup yok. Çıplak döşekte

uyuyoruz. Bu yıl iki defa banyo yapabildik. Bütün alay, eratından üstsubayına

kadar bitlendi ve bit sokması apseye ve ayaklarda cerahatli yaraya dönüşüyor.

Revirde bize ‘Tedavinizi evde olacaksınız’ diyorlar.

Tablet ve iğneler için para ödemek gerekiyor. Siviller alayın içinde rahatça dolaşıp ev yapımı votka satıyorlar. Askerler parayı nereden buluyor? Arkadaşlar devriyeyle anlaşarak mermi sandıklarını çalıyor, sonra bunları içki parası için satıyorlar. Ve alayda erinden subayına kadar herkes sarhoş. Sık sık kavga ediyorlar. Nöbetçi odasına girmek ise büsbütün fena. Geceleri subaylar ellerinde sopalarla geliyor, sonra sizi acımasızca dövüyor, ellerinizin ve dizlerinizin üzerinde çırılçıplak

süründürüyorlar; kışın üzerinize su döküyorlar.

Bura halkıyla olan ilişkileri ise bayağı anlaşılmaz halde. Şuşa şehri tanklar tarafından bombalanırken her şey yolundaydı. Sonra Ermeniler kontrol noktasına geldiler, bir Kazak askeri tam gözünden vurdular, bir başkasını da yaraladılar.

Bir ara 1. Tabur Komutanı, Topçu Taburu Komutanı ile birlikte bir plan

yaparak, nöbet sırası kendilerine gelir gelmez bütün silah ve teçhizatın

bölgeden götürülmesini, kendi canlarını tehlikeye atarak Karabağ’dan

çekilmeyi tasarladılar. Alay Komutanı bunu öğrendi ve nöbetçileri değiştirdi.

Yine de askerler firar etmeye devam ediyor. Her gün üç ya da beş asker firar

ediyor. Çok tehlikeli olmasına rağmen. İki askerin peşine düştüklerini

hatırlıyoruz.

Günler sonra Hocalı-Askeran yolunda bir ceset olduğunu öğrendik

ve cesedi oradan almamız gerekti. Ölen kişi topçu taburundan Gorokhov

Alexandre idi, ikinci firari hiç bulunamadı.Bir keresinde de 11 asker birlikte firar etti. Ellerinde beyaz bayrakla yolda yürüyorlardı. Mardakert bölgesinde üzerlerine ateş açıldı. Sadece altı tanesi Ağdam’a canlı ulaşabildi. Firarilerin ikisi ise Ermeniler tarafından yakalandı ve alaya 800 litre dizel yakıtı karşılığında teslim edildiler.

Bizim üzerimize de ateş açıldı, mucize eseri kurtulabildik.

Ekim ayından beri geceleri alayda çatışma hareketliliği başladı. Ama

sadece subaylar ve eski, güvenilir kadro erleri, özellikle de operatör şoförler,

bazen de damperli kamyon şoförleri bu işin içindeydi. Zırhlı personel

taşıyıcıları, tankları, bazen de topları kullandılar. Sabahları sarhoş ve bütün

cephaneyi tüketmiş halde alaya dönüyorlardı. Askerler önce militanlarla iyice

içtikten sonra onların isteğiyle Azerbaycan köylerine gidip oraları

bombaladıklarını anlattılar.

***

Francis X. Clines

Kaynak: NY Times, 8 Mart 1992.

‘’Vadideki caminin görevlisi Hacıyev Hakverdi, vurulmuş çocukların

ve uzuvları kesilmiş yetişkinlerin naaşını yıkarken, tartışmalı Karabağ

bölgesi üzerinde Ermenistan’la dört yıldır süren ilan edilmemiş savaş

sonrasında Azerbaycan’ın tüm yenilmişliği ve acısı yaptığı işe yansıyor.

Görevli, Ermeniler ile Azeriler arasındaki savaşın yarattığı kıyım ve

kan davasının yeni standartlarını ortaya koyuyor gibi görünen kafası

kesilmiş erkek cesedini kefenlerken “26 Şubattan beri 200 naaş yıkadım”

diyor dehşet içinde: “Bazıları o kadar kötü durumda ki, ama yine de onları

gömmek zorundayız.”Dağlık Karabağ bir kez daha patlama noktasına gelir ve bölgedeki Ermeni çoğunluk Azerbaycan’dan tam bağımsızlık koparma mücadelesine devam ederken, Azerbaycan bu savaşı kaybediyor gibi görünüyor.’’

***

26 Şubat 1992 Hocalı Katliam ve Soykırımı hiçbir zaman Unutmayacağız- Unutturmayacağız.

AZAD KARABAĞ İÇİN YARINLAR BİZİM………..!

Saygılarımla

Emrah BEKCİ

Araştırmacı Yazar



Hakkında Emrah Bekci


İlginize teşekkürler


Tayfur köyü antik Trakyen tahtı

Trakyen yarımadası Tayfur köyünde Trakyenlerden günümüze tarih

Çanakkale Trakyen yarımadası ( Thracian Chersonesos) Tayfur köyü mübadele Türklerinin Rumlardan kalma köyüdür. Kaya oyma Trakyen …


Çok yaşlı dut ağacı- Karainebeyli

Gelibolu Karainebeyli Kalaycı dede antik alanı

Kalaycı dede  antik alanı Gelibolu  Karainebeyli köyü Kara Nebi antik mezarlığı yakınındadır. Kalaycı dede  antik …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


 


*


Hakkında antikor